ROMATİZMA VE DİYET (BİTKİSEL TEDAVİLER)
Romatizmal hastalıklarda hasta ve hastalık arasındaki etkileşim büyük olasılıkla genetik ve çevresel faktörler tarafından kontrol edilmektedir. Çevresel faktörlerden biri de beslenme durumudur. Örneğin, aşırı beslenme ve sonucu oluşan obezite, kalça ve diz gibi yük binen eklemlerin osteoartritinin (kireçlenme) nedenlerindendir. Osteoartritli obez hastalarda % 10’luk bir kilo verilmesi, eklem ağrılarını %30-40 oranından azalttığı çalışmalarda gösterilmiştir. Obez erkeklerde gut riski, obez olmayan erkeklerde göre 3 kat daha fazladır.
Romatizmal hastalıklarda kullanılan ilaçların etkinliği ve yan etkileri dikkate alındığında hastaların 2/3’ü tamamlayıcı ya da alternatif tıp tedavi yöntemlerini kullanmaktadır. Fakat bu ürünlerin etki mekanizması teoriye dayanmakta ve etkinliklerini inceleyen bilimsel çalışmaların sonuçları çelişkilidir. Kullanılan bu ürünler arasında yağlar, vitaminler, mineraller, bitkisel ilaçlar ve bitkisel ekstreler vardır.
Avokoda ve soya fasulyesi yağının kıkırdak hücreleri üzerine olumlu etkileri bulunmaktadır. Birkaç çalışmada bu ürünlerden elde edilen ekstrelerin diz ve kalça osteoartritinde orta etki süreli olarak şikayetlerde azalma olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu ürünler bir takım Avrupa ülkesinde ilaç olarak reçete edilmekte ve satılmaktadır. Omega-3 çoklu doymamış yağ asitlerinden zengin olan balık yağı desteğinin romatoid artritte kısmi yararlı etkilerinin olduğu yapılan çalışmalarda bildirilmiştir. Uzun dönemdeki etkileri bilinmemektedir. En sık gözlenen yararı hassas eklem sayısında azalmadır.
Oksitatif stres ve inflamasyon (iltihab) arasında güçlü bir ilişki olduğu bilinmektedir. Oksitatif stresi azaltan(antioksidan) özellikleri nedeniyle vitaminlerin romatizmal hastalıklarda yararlı etkileri olabileceği düşünülmüştür. Bu açıdan vitamin C önemli bir kaynaktır. Vitamin C serbest oksijen radikallerinin temizlenmesinde ve inflamasyonun azaltılmasında rol oynar. Kuşburnu, kuşüzümü, biber, brokoli, kivi ve turunçgillerde bol miktarda C vitamini bulunur. Yapılan çalışmalarda vitamin C tüketiminin romatoid artritte bariz bir etkisinin olmadığı, ancak osteoartrit sürecinin olumlu etkilediği tespit edilmiştir. Vitamin E ise çalışmalarda proteinlerin bozulmasını azalttığı, bağ dokusunun güçlendirdiği ve inflamasyonu azalttığı görülmüştür. Osteoartrit tedavisinde vitamin E desteğinin uzun dönemde bir yararının olmadığı gösterilmiştir. Vitamin E içeriği; soya fasulyesi, mısır yağı gibi bitkisel sıvılarda, fıstık, fındık ve cevizde yüksek oranda bulunur. Vitamin D’nin kemik sağlığı için önemi bilinmektedir. Kalsiyum ve vitamin D’nin beraber alınması kalça kırık riskini %20 azaltır. Kemik dışında kas fonksiyonu ve düşmelerin önlenmesi üzerine de faydalı etkileri bulunmaktadır. D vitamini bağışıklık sistemini düzenleyerek romatoid artrit ve sistemik lupus eritamatoz üzerine olumlu etkileri tespit edilmiştir. Ancak bu vitamin takviyesinin, hastalığın ortaya çıkması üzerine bir etkisinin olmadığı düşünülmektedir. Yine vitamin B 6 ve B 12 vitaminleri sinir iyileşmesi ve ağrı üzerine olumlu etkilerinin olduğu bilinmektedir.
Bitkisel ekstrelerin bir kısmının vücuttaki iltihabı azaltıcı etkisi bulunmaktadır. Ananas bitkisinin sapı, olgunlaşmamış meyvelerinden elde edilen bromelain ekstresi, kuşburnu tozu, Güney Afrika bölgesinde yetişen şeytan pençesi olarak adlandırılan bitki ekstresi, Amazon nehri havzasında yetişen kedi pençesi bitkisinin ekstresi, geleneksel Çin tıbbında iltihab kurutucu olarak kullanılan zencefil ekstresi gibi bitkisel ürünlerin eklem iltihabı olan hastalarda ağrı ve fonksiyonlarının üzerine olumlu etkisinin olduğu bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Ancak bu çalışmalarda sonuçların bir kısmı çelişkilidir ve etkinliklerini destekleyen kanıtlar sınırlıdır.
Diyetsel modifikasyonlar arasında vejetaryen diyeti ve akdeniz diyetinin romatoid artritte ağrının iyileşmesi yönünde kanıtlar bulunmaktadır. Akdeniz diyeti sebze , meyve, tahıl , baklagiller, balık ve zeytinyağından zengin , kırmızı etten fakir bir diyettir. Doymamış yağ ve antioksidanlarca zengin olduğu için inflamasyona karşı koruyucu olabileceği düşünülmüştür. Yukarıda saydığımız tedavilerin bir kısmı, hastaların ağrı ve fonksiyonları üzerine faydalı etkisi olabilir ancak hastalıkların uzun dönemde vücutta oluşturulduğu yapısal bozukluklar üzerine etkileri bilinmemektedir. Modern tıpta uygulanan ilaç tedavileri ile yapılan araştırmalarda uzun dönemde oluşan bu yapısal bozuklar hakkında daha sağlıklı bilgilere ulaşılabilmektedir. Bu durumdan dolaya uygulanan alternatif tıp ve diyet tedavilerin hastalar üzerinde yapılmış uzun dönem etkilerini araştıran çalışmalara ihtiyaç vardır. İlaç tedavileri, alternatif tıp ve diyet tedavileri hekim kontrolünde yapılmalıdır. Çünkü beraber uygulanan bu tedaviler esnasında istenmeyen bazı komplikasyonlarla karşılaşılabilir.