KAPLICA TEDAVİSİ VE ŞİFALI SULAR

    Kaplıca (Balneoterapi) tedavisi; doğal enerji kaynaklarından sıcak maden suyunun, gazın ve çamurun, kaynağın çıktığı yöreye özgü iklim koşulları ile bütünleştiği bir tedavi sistemidir. Termal ve mineralli suların dinlenme ve sağlık amaçlı kullanımı insanlık tarihi ile yaşıttır. Türkler, Anadolu'ya geldiklerinde "Çerge" (buhar banyosu) geleneğini burada karşılaştıkları Roma banyosu ile uyumlaştırarak "Türk Hamamı" kullanımını geliştirdiler.

    Ülkemiz, tam bir şifalı su cennetidir. Yaklaşık 1500 civarında şifalı su kaynağına sahip bulunmaktayız. Oluşumuna göre şifalı sular iki grupta incelenir. Birinci grup sular(soğuk); yağmur, kar şeklinde yağan sular toprağın altında inerler, burada bazı fiziksel ve kimyasal değişikliğe uğrarlar ve şifalı özelliği kazanır. Yaylalar gibi yüksek rakımlarda karşılaştığımız çok sayıda soğuk sular bu gruptandır. İkinci grup sular (termal); yağan sulardan farklı olarak toprağın derinliklerinden, farklı fiziksel ve kimyasal yöntemlerle oluşurlar. Şifalı sular derinliklerden geldiği için sıcaktır. Bu suların oluşması için yer küre hareketleri yani depremler önemli bir rol oynar. Ülkemizde, Marmara, Ege, İç Anadolu gibi deprem bölgelerinde çok sayıda termal su kaynakları bulunmaktadır.

    Termal sular, ısıları 20ºC den fazla olan bileşiminde az miktarda maden ve tuz bulunan şifalı sulardır. Doğal sıcaklığı 20ºC üzerinde olan çözünmüş olarak 1 gr/lt’nin üzerinde mineral içerenlere termomineralli sular denir. Sıcak sular ve çıktıkları yerlere "ılıca" denir. Ilıcalara, amaca uygun tesisler ve hamamlar yapılması ile "kapalı ılıca" diye isimlendirilmiştir. Sonradan da "kaplıca" sözcüğü gelişmiştir. Ülkemizde kaplıca tesisleri belediyeler, üniversiteler ve özel, bünyesinde faaliyet göstermektedir.

    Kaplıca tedavisinde suyun kimyasal özelikleri (içerdiği mineral ve gazlar) ön plandadır. Kaplıca tesislerinin bir kısmında sıcak su tedavilerinin yanı sıra, fizik tedavi uygulamaları da yapılmaktadır. Bu durum kaplıca kürünün verimliğini arttırmaktadır. İdeal bir kaplıca kürü 15-20 seanstan oluşur. Günlük banyo süresi yaklaşık 20 dakika civarındadır. Bu kürler, kaplıca tesisindeki bir hekim tarafından, hastalar değerlendirilerek planlanmalıdır. Ülkemizde belli standartlarda, sağlık bakanlığı tarafından onay verilmiş kaplıca yönetmeliğine uygun yaklaşık 200 civarında kaplıca bulunmaktadır.

    Kaplıca tedavisinin amacı, genel durumu düzeltmek, vücut direncini artırmak, hastanın şikayetlerini azaltmak, kalıcı hasarları önlemek, özetle sağlıklı yaşamı sürdürmektir. Kaplıca tesislerin birbirine belirgin üstünlükleri yoktur. Tuzlu suların ağrı kesici özelliği ön planda iken, kükürtlü sular iltihabi durumlarda faydalıdır. Önemli olan kaplıca gitmemesi gereken hastaların tespit edilmesidir. Ateşli hastalık geçirenler, iltihaplı romatizmal hastalıkları bulunan hastaların alevlenme dönemlerinde, operasyon geçirmiş ve henüz yarası kapanmamış hastalar, kanamalı hastalıkları olanlar, kanser ve tüberküloz hastaları, hamile bayanlar (ilk 3 ay), ileri karaciğer hastalığı olanlar kaplıcaya gitmemelidir. Kaplıca kürü, kaplıca tedavisi konusunda deneyimli bir hekim tarafından kimlerin bu tedavi için uygun olduğu belirlenmelidir. Sağlıklı her birey, mevcut durumunu korumak amacıyla kaplıca tedavisinden yararlanabilir. Kaplıca tedavisinden faydalanmak için hasta olmayı beklemek doğru bir yaklaşım değildir.